Hacer’in Kabullenilmeyen Devrimi / Perihan Yoğurtçu

0
786 views

İsmail Aleyhisselam’ın annesi ve Hz. İbrahim’in eşi olan Hacer hakkındaki bilgiler kutsal kitaplarda, daha çok da Tevrat’ta yer almaktadır. Kur’an da ismi geçmemektedir. Hacer ile ilgili bilgiler Hz İbrahim’le evlenmesinden sonraya ait olduğundan önceki hayatı hakkında fazla bir bilgi yoktur. Daha önce Fİravun’un cariyesi olduğu nakledilmektedir.

Hacer Hz. İbrahim’e eş idi. Ancak İbrahim’in eşi olması Sara’nın isteğiyle gerçekleşmişti. Sara’nın çocuğu olmuyordu ve Hz İbrahim’in evlat sevgisinden mahrum olmaması için de böyle bir yönteme başvurmuştu.

Aslında Sara’nın Hacer’i Hz. İbrahim’le evlendirmesi ve sonrasında kabul etmeyip başka şehre göndermesi bir tartışma konusudur. Ancak böyle bir eleştiriyi İslami kaynaklarda görmek ne mümkün…

İslam kaynaklarının % 85’inde kişilerin yaptığı hata ve eksiklere eleştiri yapma adeti yoktur. Hatta mümkünse üzerini örtmeyi tercih etmişlerdir. Sanırsınız ki Allah vahyini insana değil de iradesiz mahlukatlara göndermiştir. Oysa ki doğrusuyla yanlışıyla aktarılması lazımdı ki iyi örnek alınsın, kötülükler de bırakılsın. Eleştiri noktasını ele almamakla iyilik yaptıklarını sananlar, ne denli İslam’a zarar verdiklerini ah bi görseler. Ah başlarını kaldırıp bi baksalar, yüreklerin nasıl haşat olduğuna, bu anlayışın müslümanlara olumsuz olarak nasıl geri döndüğüne..!

İslam’da kadının yeri nedir diye bir araştırma içerisine girdiğinizde, insan onuruna yakışır ilkeler silsilesiyle karşılaşırsınız. Ancak kaynaklara baktığınızda göreceğiniz ilk şey kadını kategorize etma çabasıdır. Örnek; Hacer ve verdiği emek sadece erkeğine itaat eden bir kadın profili olarak yansıtılmıştır. Halbuki Hacer inandığı ilkelerin devrimini gerçekleştirmiştir. İnsanın insana saygısı, itaati güzel bir davranıştır elbette. Ancak patriarkanın Hacer’in bu devrimini sadece itaatmiş gibi yorumlaması eksiktir. Zira İslam aleminin buluşma yeri olan ve eşitliği simgeleyen bir alanı inşa eden bir kadının şahane mücadesini göz ardı edip bu eylemi salt eşine itaate indirgemek kadın düşmanlığının bir resmidir.

Mesela kaynaklarda Hacer’in verdiği bunca emeği devrim olarak niteleyen bir kelime dahi bulmak söz konusu değildir. Hacer ki tüm imkansızlıklara rağmen kutsal şehri yek başına nakış nakış hayatın yüreğine işlemişti. Kadın Hacer, su serpti toprağa, toprak da çabasını büyüttü büyüttü ve kadın kimliğini, inananların kutsal şehrinde evrenselleştirdi. Hz Meryem’i mabede adayan, eril anlayışı yerle bir eden, kadın Hanne’nin eylemi veya Hanne’in kızı Meryem’in babasız bir evlat doğurmasıyla patriarka anlayışının yerle bir oluşuna dair de bir söz bulmak neredeyse imkansızdır.

Şu da bir gerçek ki; Hacer’in bu zahmetli eylemi sadece eril anlayış tarafından kamufle edilmemiştir. Bu algının bu şekilde aktarılması ve bu kadar kabul görmesinde kadının payı da az değildir. Hacer’in bu eşsiz ve zorlu mücadelesinin kadınlar tarafından eşine itaat olarak benimsenmesi üzücüdür. Say ederek inandığı ilkeleri evrenselleştirdi, suyu toprakla buluşturdu; toprak ”ana” ile el ele vererek birlikte eşit bir yaşamın inşasını gerçekleştirdi..

Kadın Hacer Rahman’ına olan sadakatinden dolayı içinde bulunduğu durumun yanlızlığına aldırmadan ”Bana Allah yeter ”diyerek ıssız çölde tek başına yaşantısına devam etti. Hacer bu eylemiyle üç algıya pencere açmaktadır. Birincisi inandığı ilkelerini gerçekten hayatının merkezine alması. İkincisi ilkelerini baz alarak kazandığı özgürlüğü. Üçüncüsü ise kadının gücünü teoriden pratiğe dökerek açığa çıkarması.

Sahi, Kur’anı yorumlayan kalem sahipleri Kur’an da ismi geçen kadın öncülerinin mücadelelerini neden bu kadar küçümsemişler ki? Söz gelimi Asiye’nin Firavun’un sarayında Allah inancını yaşaması, Hatice’nin Hz. Muhammed’le verdiği mücadele, hele Hanne’nin yahudi toplumunda patriarka anlayışını yerle bir etmesi..  Hadi diyelim Patriarka anlayış hırsına yenik düştü erk’e kul olmayı yeğledi. Peki bu sakat anlayışı elestirecek hiç mi bir kadın yoktu? Kalem sahiplerine bir, “durun; ne yapıyorsunuz? Bu yaptığınız Allah’a iftiradır, Allah’tan rol çalmaktır” denilseydi. Bu konuda bir elin parmağını geçecek sayıda kadının sözü var mıdır acaba?Çağımızın inanan kadınları Asiye, Hatice, Hanne, Meryem, Hacer ve Ömer’e ayeti hatırlatan kadının cesaretine ve çabasına nail olamamanın hüznü ve elemini yaşamalıdır kanaatimce.

Kadının bulunduğu bu durumun müsebibbi kadının kendisi değildir diyebilir miyiz? Mesela modern çağın inanan kadınları Firavun’a karşı duran Asiye’nin cesaretini sergiledi mi? Hacer gibi hicret edip eşitliğe meydan hazırladı mı? Hanne gibi kadını kategorize eden katı eril anlayışı bertaraf etti mi? Esas aldığımız kaynaklara bir bakın, kadını cinsel obje gösteren bir anlayış dışında başka bir şey görebiliyor muyuz?

Maalesef ki genelde müslüman kadınlar özelde Türkiye’deki dindar kadınlar fikir üretme cesaretini gösterememişlerdir. Zaman ve mekanın normalleşmesini bekleme anlayışı müslüman kadına hep kaybettirmiştir. Mesela Türkiye’de kalem sahibi kadınlar feminist damgasını yememek veya dışlanmamak için susmayı tercih etmişlerdir. Ankara İlahiyat Fakültesi’nden Hidayet Tuksal’ın şöyle bir yorumununu dinlemiştim: ”Gonca Kuriş’e dedim ki, medya ve basına demeçler verme, zamanı değildir ama dinlemedi, durmadı o nedenle hedef oldu. ”Halbuki Hanne de eril anlayışa hedef olmuştu fakat mücadelesine ara vermedi, aynen devam etti, hedef olacağını bile bile. Allah’a söz vermişti ve inandığı ilkeleri baz alarak mücadelesini yürütmüştü . Ve Hacer de aynı şeyi yapmıştı. İbrahim’e, “bunu sana Allah mı söyledi?” diye sordu. İbrahim, “evet” dedi. Hacer de İbrahim’e sormadan koştu, koştu… Baz aldığı inancını kutsal şehre inşa edinceye dek koştu. Hakkın Hacerler’in hür yaratıldığına inanıyordu çünkü.

PERİHAN YOĞURTÇU  

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments