Necip Şahin’in hatıratı üzerine bir değerlendirme

0
2.808 views

’’Tarih-araştırma’’

 

 

 

                       NECİP ŞAHİNİN HATIRATI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

 

 

Biz Orta-anadolu kürtlerinde yazılı tarih pek gelişkin değildir. Son yıllarda  Şoreş Reşi’nin başını çektiği ve Nuh Ateş, Muzaffer Özgür, Xizan Şilan, Kadir Çelik gibi bazı değerli Orta-anadolu’lu aydınlarımız başta olmak üzere yine Sedat Ulugana ve Rohat Alakom gibi kürt aydınların da yaptıkları çalışmalar bizim yazılı kültürümüze bir ivme kazandırmış ve gençlere bu konu ya ilgi duymalarına vesile olmuştur. Yine Birnabun ve Weger dergilerinin Orta-anadolu kürt kültürünün gelişim ve tanıtımındaki katkılarını burada minnetle anmak isterim.

Geçmiş tarihimiz içerisinde çeşitli vesilelerle kayıt altına alınmış ve halen kamuoyu ile paylaşılmamış bazı kültürel değerlerimizin olduğunu biliyoruz. Benim şahsen haberdar olabildiğim kadarıyla Xelikan’lı merhum Kadir Kazan’ın yazdığı kitap dışında sadece Celep’li sayın Necip Şahin’in 1978 yılında yazdığı tahmin edilen bu kitapçık mevcuttur. Necip bey, kaleme aldığı bu hatıra/anı kitapçıkta kendi aile kökenlerini ayrıntılı olarak anlatmaktadır.

Bu kitapçığı daha iyi anlayabilmeniz için de kitabı 2 bölüme ayırdım. Birinci bölümde sayın Necip Şahin’in Kürdistan’dan çıkış hikayesini ve büyük babalarını ve ikinci bölümde ise sayın Necip beyin kendi şahsi yaşamı dile getirilmektedir. Ben bu anı kitapçığı daha önce  kamuoyuna yansıtıldığı için, sosyolojik, sosyal, siyasal ve kültürel açılardan ele almak ve yine kitapçığın yazım dilinde net olmayan yanlarınıda anlaşılabilir bir şekilde değerlendirmeye çalıştım.

Necip beyin şu anda başta Celep köyünde ve Danimarka’da olmak üzere yaşayan akrabaları ile yaptığım görüşmelerden edindiğim bilgileri kitapçıkta yazılan bilgilere ekleyerek sizlere sunuyorum. Daha çokta satır aralarını okuyup yorumlayarak, bölgemizde bir döneme damgasını vurmuş olan bu önemli şahsiyetin tüm yönleriyle halkımız tarafından daha iyi anlaşılabilir olmasına çalışacağım.

Bu yapmış olduğum çalışma umarım faydalı olur ve meydana gelebilecek bazı yanlış anlamaların başta aile efradı olmak üzere tüm halkımız tarafından anlayışla karşılanacağını ümit ediyorum. Sayın Necip Şahin uzaktan akrabam olup, kendisini şahsen 70’li yıllarda Celep köyünde görmüştüm. Kendisinde kitapçığında belirttiği gibi boyu 1.84 cm. olup oldukça iri cüsseli ve güleç yüzlü bir şahsiyetti.

  1. BÖLÜM

NECİP ŞAHİN’İN AİLE KÖKLERİ

Necip Şahin’in kaleme aldığı kitapçıkta belirttiğine göre, Rişwan aşiretler konfedarasyonundan Sefkani  aşiretinden olan büyük babaları Kawas ağa 1795 yılında vefat etmiş ve cenazesi o zamanlar Elazığ bugün ise Malatya Doğanşehir’e bağlı Gövdeli kasabasına bağli olan Avcılar mezarlığına defnolur.

Kawas ağanın yerine aşiretin başına geçen Nuri ağa ‘’Hüsn ü mansur’’ (Adıyaman) havalisindeki yaylalarda ve yine kışlarını ise Gövdeli kasabası cıvarında kurdukları çadırlarda geçirmiştir. Yerde bir rampa gibi kazdıkları birkaç metreyi bulan çukurların üzerini siyah keçi kılları ile kendi dokudukları çadırlarla kapatarak barınmışlardı.

Nuri ağanın başında bulunduğu Sefkani aşiretinin bağlı olduğu Rişwan aşireti de yine daha büyük olan ’’Berazi’’ aşiretler konfederosyonunun bir parçası idi. Berazi aşireti genelde sunni olup, Maraş çevresinde yaşayanlar Alevi olup aşiret mensupları genelde Adıyaman, Antep, Maraş ve Halep’e kadar olan bölgede yaşıyorlardı. Doğu-Kürdistan’da (İran) yaşamakta olan Berazi aşiretindan kopan bazı aşiretler 1730 da Urfa-Suruç dolaylarına gelmişlerlerdir. Ayrıca Lübnan ve Süleymaniye’de (İrak) de yaşamaktaydılar. Berazi aşireti mensupları, Sultan Abdülhamit’in oluşturduğu Hamidiye alaylarında da aktif olarak yer almışlardır.

Iraklı eski bakan Muhammad Zeqi Emin beg’in ünlü kurdolog Roger Lescot’tan aktardığına göre Berazi’ler Suriye den gelen bir Emevi ailenin Silvan yakınlarına yerleşmeleri ve Kulp kalesini ve diğer bazı şehirleri ele geçirmeleri ile çoğalmışlar ve toplam 8 aşiret oluşturmuşlardır. Bunlardan bazıları Ezidi olup ta kökleri 985 yıllarına dayanmaktadır. Bugün, Necip Şahin’in kardeşi Hacı İbrahim’de olduğu sanılan bir bakır (Gümüş) sofra sinisinin üzerinde ‘’Süryani-Mustafa’’ yazısı ile ’’1837’’ tarihi kazınmıştır.

Aşiretin o yıllarda başlıca geçim kaynakları; koyun ve deve yetişticiliği idi. Başlıca gıda maddeleri ise; Bulgur, un, sade yağ, süt, yoğurt ve et idi. Başlıca giyecekleri ise; erkeklerde uçkurlu şalvar, cepken ve kadınlarda ise; 3 etekli entari ile meşlah (kollara takılan kolluk) idi. Aşiret üyelerinin başlıca silahları ise, at üzerinde kullanılan Mızrak, Kargı (Ucu yontulmuş kamış) ve kılıç ile yaya piyadelerin kullandığı Kalkan ve değnek idi.

Nuri ağanın 1797 de ölmesi ve Gövdeli ye bağlı Avcılar mezarlığına gömülmesinden sonra aşiretin başına Ahmet ağa geçer. Ahmet ağa aşiretini çok sağlam ve dirayetli kişiliği ile güzel bir şekilde idare etmiştir. Aşireti ise çevrede iyi bir ün yapmıştır. Ahmet ağa 1824 de ölmüş ve cenazesi Gövdeli deki Avcılar mezarlığına defnedilmiş ve kabrin kolayca bulunması için ise baş ve ayak uçlarına uzun taşlar dikilmiştir.

Ahmet ağanın yerine aşiretin başına oğlu Sarı İsmail ağa geçerek o gün mahiyetinde olan 1700 kişilik nüfusu idare etmeye çalışmıştır. Sarı İsmail ağa ve aşireti yazları Haymana ovasının yaylalarında dolaşmış, kışları ise yörede bulunan ve sonradan Atatürk’ün bir süre konakladığı ”Çalış’’ köyünde kışlamışlardır. Aşiret bu bölgede yine anavatanların da olduğu gibi koyun ve deve besiciliği yapmış yine rampa gibi kazdıkları bir çukurun  üzerine keçi kıllarından yapılmış çadırlarla kapatılan yerlerde barınmışlardır. Sarı İsmail’in Molla İbrahim, Hacı Hüseyin ve Hacı Osman adlı 3 oğlu olur. Oğullarından Hacı Osman’ın Ahmet ile Tulak adında 2 oğlu olur ve yine oğullarından Hacı Hüseyin’in de Molla Ahmet ile Mustafa adlı 2 oğlu olur.

Büyüklerine karşı hürmetkar ve küçüklerine karşı ise sevgiyle yaklaşan Sarı İsmail ağa, kendi aşireti çevrede saygı ve sevgi ile anılmıştır. Sarı İsmail ağa, aşiretinin tüm günlük pratik işlerini ve sosyal yaşamlarını idare etmek için bir ihtiyarlar heyeti oluşturmuştur. Yine savunma araçları; daha önce olduğu gibi at üstünde kılıç ve mızrak ile yaya piyadelerde ise kalkan ve değnek idi. Sarı İsmail ağa 1851 de ölür ve cenazesi Kırşehir-Kaman’da mezara verilir ve yerine oğullarından Molla İbrahim geçer. Molla İbrahim, Yozgat-Boğazlayan’a bağlı ”Kara Fakıllı’’ köyünde annesi Hatice hanımın hayrına bir Camii yaptırmış ve Caminin kapısına konulmuş bir mermer taşında ’’Bu cami Rişwan aşiretinden Sarı İsmail oğullarından Molla İbrahim tarafından yaptırılmıştır’’ ibaresi yazılıdır. Bu caminin varlığı ve bugün bakımsız olduğu hakkındaki bilgileri merhum Hacı Bulduk Toygur’dan  duymuştum.

Molla İbrahim, aşireti ile birlikte Haymana ve Kaman taraflarında dolaşırkan hükümet tarafından İskan’a tabi tutulur. Bu iskan kararının temel nedeni o zaman ki hükümetin, Avrupa tarafından Osmanlıya yönelik yapılan bazı reform baskıları olabilir kanaatindeyim. Aşiretin terkettiği o bölgede, yine o yıllarda en son 1847 yılında başta Cizre-Botan beyi Bedirxan olmak üzere çok sayıda kürt beyliklerinin isyanlar sonucu yenilip tasfiye olmaları sonucu bölge tek bir idari bölge şekilde ’’Kürdistan’’ eyaletine dönüştürülmüş ve yönetimine de Musul valisi Esad bey getirilmiştir.

Tüm bu gelişmeler ışığında Orta-anadolu da ki kürt aşiretlerinin böyle ordan oraya göçebe olarak dolaşmaları, hükümet tarafından pek uygun görülmemiştir. Yine bu iskan kararlarının başka nedenleri de olabilir ki; bu göçebe aşiretlerin, mecburi iskana tabi tutularak türk kültürü içerisinde eritilmesinin öngörülmüş olması da en mantıklı faktör olarak gelmektedir. Yine alınan bu iskan kararının başka faktörleri de var görünüyor, örneğin;

Göçebe halindeki aşiretlerin yine bu bölgede yerleşik halkın ekili ekinlerine istemeden de olsa zarar vermeleri ve çeşitli nedenlerle  yerleşik halkla meydana gelen çelişki ve kavgalar bu iskan kararırında etkili olabilir. Tabii hükümetin bu göçebe aşiretlerden aldığı vergileri daha da sistematik bir düzene koymak itemesi bu kararın alınmasında etkin olabilir.

Molla İbrahim, mahiyetinde ki 2000 kişilik nüfus ile hükümetin bu kararına uyarak, önce Beşkardeş köyüne konaklamış ve orada halen akmakta olan çeşmeyi yaptırmış ve 1839 yılında da nüfusun bir bölümünü  Gördoğlu’na diğer bir bölümünü ise Celep köyünde iskan ettirmiştir. Yine mahiyetindeki aşiretin diğer bir bölümü ise kardeşi Hacı Osman liderliğinde ’’Büklü’’ kabilesinin öncülüğünde 1854 yılında Bulduk köyünü kurar.

Alman kürdolog Wolf-Dieter Hütleroth’a göre Bulduk köyü 1853/1854 yıllarında kurulmuştur. Bulduk köyü, adını köyde bulunan ve ziyaret yeri olan Bulduk tekkesinden almıştır. Bu ziyaret yeri köylülerden Bulduk dede tarafından, Emirdağlı Süleyman adlı birisine verilir ve daha sonra köylülerden Hacı Şeyh’e verilir. Bir dönemler Bulduk tekkesine, Pınarbaşı köyünden Tekşen kabilesi de sahip çıkmıştır. Tekke üzerinde halen eski yerleşim kalıntıları ve adak ağacı vardır. Bulduk köyünde Hititlerden ve Rum’lardan kalan bir çok mağara mevcuttur.

Yine aşiretten Herdem oğulları Bekir ve Berkal öncülüğünde, bugün Haymana ilçesine bağlı Gundi Kose (Kerpiçköy) oluşturulur. İskan sıralarında bazı aşiret kabilelerin, alınan bu İskan kararına uymadıkları ve yerleşik hayata geçmedikleri anlaşılıyor ki; bu kabilelerin akibetlerinin ne olduğu bilinmiyor.

Yine Alman Kürdolog Hütleroth’un Osmanlı arşivlerinde yaptığı araştırmalarda, Rişwan (Sefkani) aşiretinden 110 kişinin Espkeşan (Cihanbeyli)’ye yerleştirildiğini ortaya çıkarmıştır. Bugün Espkeşan adlı bir cadde ismi Cihanbeyli ilçe merkezinde bulunmakta ve yine  Atçeken (Hespkeşan-Espkeşan) soyadını taşıyan bir kabile Burumsuz köyünde ikamet etmektedir.

Molla İbrahim tarafından, Celep köyünün ortasında eski yerleşik halk olan Rum’lardan kaldığı anlaşılan künglerle döşenmiş bir eski çeşmenin üzerine 1856 yılında Yozgat-Akdağmaden’li Mustafa adlı bir usta tarafından yeni bir çeşme yaptırılmıştır. Bugün bu çeşmenin yerinde bir park bulunmaktadır.

Molla İbrahim yine, Kulu’ya bağlı Çıngırlı (Fevziye) köyünde halen akmakta olan çeşmeyi de yaptırmış ve yine halkın sosyal yaşamına da çok yardımcı olduğu anlaşılıyor. Onun zamanında birbirlerini seven ve birbirlerine kaçan 36 çiftin, onun yardım ve katkılarıyla evlendirildikleri anlatılır. Molla İbrahim 1870 yılında vefat eder ve cenazesi Kulu mezarlığına defnedilir. Molla İbrahim’in, Molla Hasan, 2. İsmail, Hacı ve Ömer adlarında 4 oğlu bulunmaktadır ve Molla Hasan, babasının yerine aşiretin başına geçererek babası Molla İbahimden kalan tüm mal varlığını kardeşlerine bırakarak evden ayrılmıştır.

Celep köyünde, Ömeranlı’ya giden yolun sağında bugün Mahmad Ali (Mehmet Ali Yıldız)’ın evinin bulunduğu yerde 1872 yılında bir küçük salon ile bir odadan oluşan bir okul inşa ettirmiştir. Köye ilk defa yapılan bu okula köyden ve diğer çevre köylerden çocuklar getirilmiş ve eğitime başlamışlardır. Molla Hasan, daha önce Yozgat-Akdağmadeni’ne bağlı ”Zaimgeçit’’ köyünde kışladıkları sıralarda, Meyhanlı aşiretinden Fatma ile evlenmiştir.

Fatma hanım, Emine ve Hava adlı 2 kız doğurduktan sonra vefat etmiştir. Büyük kız Emine, Celep köyünden Osmani Gule ile evlenmiş ve Molla, Mustafa, Kadir ve Dede isminde 4 oğlu olmuştur. Küçük kız kardeş Hava ise köy halkından Muse Raşe ile evlenmiş ve Halil ile Hüseyin adlı 2 oğlu olmuştur.

Eşi vefat eden Molla Hasan, daha sonra Beşkardeş köyünden Osman kızı Kine ile evlenir ve  Molla Hüseyin, Bayram ve Mehmet adında 3 oğlu olur. Oğlu Bayram, Kuran okumak için gittiği Konya’da vefat eder ve diğer oğlu Molla Hüseyin’i Kuran öğrenmesi ve Hafız olması için çalıştırmaya çalışır fakat ömrü buna kafi gelmez ve böylece hafızlık eğitimi yarım kalır. Molla Hasan’ın diğer oğlu Mehmet ise, Kerpiç köyünden Fatma ile evlenir ve Kine adında bir kızı olur. Kine, 1927 yılında Saydoye Osman ile evlendirilecektir.

Molla Hasan 53 yaşında, 1875 de vefat eder ve cenazesi Celep’te eski mezarlığın doğu(Ömeranlı) tarafına gömülür. Molla Hasan’ın yerine oğlu Molla Hüseyin geçer ve bundan 1 yıl sonrada Abdülhamit padişah olur. Molla Hüseyin, babasından kalan kitapları yanına alarak yine kendisine bir çift öküz alarak Yayle Şexe (Tütünpınarı) mevkiinde ham toprakları kaldırarak ekime açar ve bu yaylanında temelini atar. Bu yaylada, daha önceleri bu bölgede yaşamış bulunan Rumlar dan kalan bir çeşmenin kalıntılarını şahsen görmüştüm. Molla Hüseyin, beş vakit namazını ihmal etmeyen dini ve ittikatına çok bağlı bir insan olup, Celep köyünden Ale (Elife) Haci Süleyman ile 1888 yılında evlenmiş ve 1921 yılında vefat etmiştir.

2. Bölüm

NECİP ŞAHİN’İN KENDİ HAYATI VE AİLESİ

Necip bey 1890 yılında Celep köyünde dünyaya gelir. 1900 yılında büyük babası Molla Hasan ağanın köyde inşa ettiği ilk okulda eğitim hayatına adım atar. Daha sonra ise 1903 yılında Kulu’da Arap-Fars dillerinde, Gürcü hoca olarak bilinen bir hocanın eğitim verdiği 20-30 odalı medreseye gider, 4 yıl sonra 1907 yılında yüksek öğrenimini devam ettirmek için Konya’ya gider ve 7 yıl sonra da 1914 de birinci dünya savaşı başlayınca subay olarak İstanbul’da bulunan harp okuluna girer.

1911 yılında Gördoğlu köyünden Rahme ile nişanlanır ve 1915 de harb okulunu bitirdikten sonra, bünyesi kuvvetli olduğundan dolayı Kafkas cephesine tayin edilir. Daha sonra terfi ederek Arapların Osmanlı’ya karşı isyan başlatması vesilesiyle, Şam’da bulunan 4. cü ordu komutanlığına atanır ve Hicaz seferine gitmek üzere Cemal paşanın komutasına girer. 1916 yılında da Teğmenliğe terfi edilerek Medine’yi zaptetme harekatına katılır.

1916 da araplarla yapılan çarpışmalarda yaralanıp, Medine hastanesinde 40 gün tedavi görür ve 1919 de bölük komutanı olur. Kral Abdullah ile yapılan antlaşma gereğince, 13 bin kişilik ordu gücüyle birlikte Arap güçlerine teslim olurlar. 8 gün deve sırtında İngiliz hükümetine teslim edilmek üzere yol giderler ve 3 günlük vapur yolculuğuyla Mısır’a varırlar. 13 ay boyunca Kahire yakınlarındaki Türe mevkiinde esir tutulur.

Necip bey, 1919 yılında Atatürk’ün kurtuluş savaşını başlatması ve yine Mersin vilayetinin Fransızlara bırakılması vesilesiyle, kendisinin Mersin’li olduğunu inandırması sonucunda Mersin’e gönderilir ve 5 arkadaşı ile birlikte, oradan kaçarak Konya ya gelir. Aradan 5 yıl geçtikten sonra nihayet, 15 aralık 1919 da Celep köyündeki evine gelir ve akabinde Kadınhanı ilçesi askeri şubesine müracat etmiş ve kendisine Atatürk tarafından hiç bir maaş almadan bazı görevler verilmiştir.

1920 yılında, 1911 den beri nişanlı olduğu Gördoğlu ağasının kızı Rahime ile evlenir. 1921 yılında oğlu Tahir doğmuş ve Tahir daha sonra Siyasal Bilgiler Fakültesini bitirerek hesap uzmanı olmuş ve Hazine de çeşitli yüksek görevlerde bulunmuştur. Tahir bey daha sonra Adapazarı’lı Zehra adında bir kadınla evlenir ve bir kızı bir de oğlu olur. Ceyhan adlı oğlu 1956 doğumlu olup işletmeci olarak çalışmaktadır. Tahir bey, diğer aile fertlerine karşı biraz mesafeli  olmuştur. Tahir bey devletin çok üst kadamelerinde önemli görevler almış ve 1994 de İstanbul da vefat etmiştir.

Necip bey, 1921 yılında Kulu’ya tayin edilir ve yine aynı yıl annesi Elife ölür. Miralay Kazım Karabekir beyin isteği üzerine 1 yıl sonra 1922 de Afyon cephesine tayin olup büyük taaruza katılarak İzmir’e kadar Yunanlıları takip eder. 1923 yılında, Balıkesir’de bulunduğu sırada rahatsızlanarak İzmir’e gönderilir ve orada karaciğer ameliyatı olarak 4 ay sonra tekrar Balıkesir’e döner. 3 haziran 1923 de savaşın sona ermesiyle birlikte, tekrar Konya’ya döner ve nihayet 7 temmuz 1923 de Celep köyüne gelir. 1924 yılında babaevinden ayrılıp bir bakkal dükkanı çalıştırır ve bunun yanında 2 yıl boyunca 30-40 tane öğrenciye ders verir.

1926 yılında, Omeri Ale’den  3 odalı bir bir ev alır ve aynı yıl oğlu Cemal dünyaya gelir. 1928 yılında Polatlı ya bağlı Hacı Omera köyünde ağıl tutarak 2 çoban eşliğinde 300 koyunu besi yapmak için oraya götürür. Çok şiddetli geçen kışın ardından yollar kapalı olduğu için 240 koyunu orada telef olur. 1927 yılında  Fatma adında bir kızı olur ve bu kızı Bördelik köyünden Osman ile evlenir.

Necip beye göre, Celep köyünde açtığı bakkal dükkanı, köylülerin kıskançlığı ve çekememezliği üzerine artık bu köyde kalmasının uygun olmayacağını ve daha ‘’medeni’’ (Modern) bir yerde yaşamasının iyi olacağını düşünürek 7 eylül 1929 yılında Cihanbeyli’ye bağlı Bördelik köyüne yerleşir. Necip bey, Celep’ten ayrılarak Cihanbeyli’de arzuhalcilik ve bilahare Çocuk Esirgeme Kurumu müdürü olur ve bir yandan da tütün bayiliğine başlar ve daha sonra bu bayiliği Bördelik’e nakleder. 1928 yılında kendisine Cihanbeyli askerlik şubesinde düzenlenen bir resmi merasim ile kırmızı şeritli madalya takılır. Necip beyin kızı olan Sultan daha sonra İnsuyu köyünden Hüseyin Ünal ile evlenir. Necip beyin 1930 yılında dünyaya gelen oğlu Yusuf 1947 yılında amcası Hacı İbrahim’in kızı Nure ile evlenir ve evlendiği  Celep köyünde ev yaparak  oraya yerleşir. Oğlu Yusuf’un; Ziya, Samiye, Sevim, Suzan, ve Salih adlarınde 5 çocuğu olur ve 1970 li yılların başında tüm ailesi ile Avustralya ya göçer ve daha sonra 2017 yılında Celep’te vefat eder.

Necip beyin, 1932 yılında Hasan adlı bir oğlu olur ve daha sonra 1958 yılında Kadıoğlu köyünden Halime Erpolat ile evlenir ve Konya Tıp hastanesinde prof. dr. olan Kemal Tahir adlı bir oğlu ile Bülent, Kenan ve Lütfüye adlı çocukları olur. Hasan, orta okul mezunu olup hesap katibi olarak Konya Şeker fabrikasında çalışır ve 1977 yılında vefat eder. Necip beyin bir başka kızı Ayşe ise 1938 de doğar ve amcası Hacı İbrahim’in oğlu Bilal ile evlenmiş ve Sebahat, Nezahat, Murat ve Hakan adlarında 4 çocuğu olup halen İsveç’te ikamet etmektedir.

Necip bey, 20 yıl boyunca, Bördelik CHP başkanlığı yapar. Celep’ten ayrılmasının bir nedeni de köy ağası olan Sami bey’in aynı zamanda CHP başkanı olması Necip bey ile arasını açmış olabilir ki; Necip bey kendisi asker ve kendisini devlete daha yakın gördüğünden dolayı  kendisini başkanlığa daha laik görmüş olabilir. Necip bey, 1949 yılında Bördelik’te Tarım Kredi Koperatifini kurar ve koperatife 9 köy bağlanarak oğlu Cemal Koperatif müdürü olur. Cemal, daha sonra aynı yıl içerisinde Kelhasan köyünden Tosun ağanın kızı Meryem ile evlenir ve Cemile, Asiye, İsmet, Leman, Erdal ile Şenay adında 6 çocukları olur. Bu çocuklardan Ismet 2000 yılında vefat ederken, Erdal isimli oğlu, bugün Danimarka’da yaşamaktadır. Cemal Şahin 2008 yılında Konya da vefat eder.

Necip beyin, 1950 yılında, Bördelik köyünde 2 soylu arap atı çalınır ve daha çalıştırdığı tekel bayii elinden alınır. 1952 yılında Millet Partisinin Ankara daki 3. büyük kongrasine katılır. 1953 yılında, evini Bördelik’ten Konya’ya taşır. 1954 yılında, Dedeler hanı içerisinde ’’Celep Pazarı’’ adıyla toptan kaput bezi ve tekstil ürünleri satan bir dükkan açmıştır. Necip bey, 2. evliliğini 1955 yılında Kıbrıs’lı olan Vadie isimli dul bir kadınla yapar ve akabinde 1 yıl sonra boşanırlar. Necip bey, 1958 yılında rahatsızlanmış ve Ankara’da aynı yıl içinde akciğerinden ameliyat ile kist alınmış ve Ankara’da bulunan oğu Tahir’in evinde kalmış ve yine Konya’ya dönmüştür.

1960 yılında, tüm ticari işletmelerini Kadıoğlu köyünden olan hısmı Mevlüt Erpolat’a devretmiş aynı yıl 31 mayıs’ta Bördelik köyüne geri dönmüştür. 19 mayıs 1961 tarihinde Konya Muharip gaziler cemiyetine girmiştir. 11 mart 1968 tarihinde devlete yaptığı hizmetlerden dolayı ayda 300 lira maaşla ödüllendirilmiştir. Eşi Rahime, 1970 yılında rahatsızlanarak Ankara’da belediye hastanesine kaldırılmış ve daha sonra 30 mart 1971 tarihinde vefat etmiştir ve akabinde cenazesi Karşıyaka mezarlığına defnedilmiştir.

Necip bey daha sonra, 20 haziran 1972 tarihinde Ankara’da Kazakistan tatarlarından olan Zehra adlı bir dul bir kadınla evlenmiş ve Zehra’da 1975 yılında vefat ederek cenazesi Bördelik mezarlığına defnedilmiştir. Necip bey, 1974 yılında kardeşi Hacı İbrahimin eşi Kawe’nin vefatı dolayısıyla Celep’e ziyaret için gelmiştir. 7 kasım 1975 tarihinde haca gitmiş ve 1 mart 1976 tarihinde ise üstün hizmetlerinden dolayı maaşı 765 liraya çıkarılmıştır.

Necip Şahin bey kendisini tanımlarken kendisi hakkında şu hususiyetlerini özellikle belirtmiştir;

-Dindar  bir kişilik sahibidir.

-Musiki aşkına sahiptir. Kendisi Keman enstrümanını usül ve notalı çalmak üzere, Galatalı İsmail Hakkı efendiden öğrenmiş ve diploma almıştır. Necip beyin sanat musikisi icra ettiği kanaatindeyim. Oğlu Yusuf’da, Cümbüş çalıyordu ve kendisi ile yaptığım söyleşi de; kendisinin Türk sanat musikisini sevdiğini ve bu musikiyi icra ettiğini söylemişti bana. Kendisine; Kürt musikisini çalıp çalmadığını sorduğumda; Kürt müziğini hiç dinlemediğini söylemişti bana.

-Usül ve kafiye düzeni içerisinde olmak üzere henüz kamuoyuna yansımamış yaklaşık 30-40 tane Şiir-Beyit’inin olduğunu belirtmektedir.

Necip bey, 1984 yılında oğlu Cemal in Konyada ki evinde uzun süren bir hastalık sonucu hakkın rahmetine kavuşmuştur. Bize böyle değerli bir yazılı belgeyi bıraktığı için Cenab-ı Allah kendisinden razı olsun ve Allahın rahmeti onun üstüne olsun, mekanı cennet olmuştur inşallah.

SONUÇ;

 

14×19,5 cm. ebadlarında yarım  A4 daktilo kağıdı boyutlarında 26 sayfa olarak çok sayıda baskı hatası ihtiva eden bu kıymetli kitapçıkta biraz ağdalı  eski türkçe kullanılmıştır.

Necip beyin yazdığı bu kitapçıkta dikkat çeken en önemli husus, Rişwan aşiretinin Sefkani kolunun Kürdistandan ilk çıkan aşiret reisi Kawas ağanın ve ve ondan sonra gelen aşiret reisleri (ağalar) hakkında babası Molla Hüseyin’e kadar olan süreç hakkında detaylı bir bilgi vermememesidir.

Benim şahsi kanaatime göre bunun nedeni, Necip beyin askerden dönüp Celep köyüne yerleşmesinden  sonra, köy ağası olan Ali ağa ile ortaya çıkan çelişkileridir. Celep köy ağası olan Ali ağa’nın da aynı Necip bey gibi Sarı İsmail ağanın torunu olmasına rağmen aralarında çelişkilerin olmasının başka bazı nedenleri de olabilir.

Bunların en başta geleni, askerden dönmüş olan ve belirli bir şekilde devleti temsil eden asker Necip bey ile o zaman ki devleti/hükümeti temsil eden CHP’nin yerel yöneticisi Ali ağa arasındaki otorite çatışmasıdır. Bu iddiayı güçlendiren en önemli faktör ise Ali ağanın CHP’li olmasına rağmen diğer çok yakın akrabalarının CHP’ye karşı olmalarıdır. Başka bir örnek ise; Celep’te 1925 li yıllarda toprak reformu uygulamalarında köylülere yapılan toprak tağıtımında yetkililerin Ali ağa yerine Necip Bey’i muhattap almaları, çelişkileri daha da keskinleştirdiği ve bu olayın Ali ağa ve daha sonra ise erine geçen oğlu Sami bey’in çok zoruna gittiği söylenir. Necip bey devletin verdiği toprakların tapularını almalarını öğütlerken diğer taraftan da Ali ağa; eğer tapu alırlarsa daha fazla vergi ödeyeceklerini telkin eder köylülere.

Necip bey asker olması münasebetiyle Ali ağa da dahil olmak, üzere tüm köy ahalisine göre kendisini sisteme entegre olmuş olarak görür ve özellikle de Türkçeyi güzel konuşması musiki yetenekleri ona köy ağasına karşı avantajlar sağlamıştır.

Kısacası Necip beyin köy ağası Ali ağa ve oğlu Sami bey’in siyasi otoritesine karşı bir tehdit unsuru olarak görülmüş olması çok yüksek bir ihtimaldir. Zaten kitapçıkta, babasından daha önceki ata ve dedelerine çok  ayrıntılı olarak değinmemesi tüm  bu çelişkilere karşı bir tepki de olabilir.

Kitapçıktan öğrenebildiğimiz kadarıyla, Necip’in üniversite bitiren ve bir türk kadınla evlenen Tahir’in ve çocuklarının, akrabaları ile ilişkilerini kestiği anlaşılıyor ve yine diğer oğlu Cemal’in Kelhasanlı bir kadınla evlenip önceleri Bördelik’te daha sonra emekli olduktan sonra Konya’ya taşındığı ve köy ile ilişkilerini sürdürdüğü anlaşılıyor.

 

Kaynakça;

www.alibultekinbinis.com

www.semsiasireti.com

www.wikipedia.on.ipfs.org

www.turkcebilgi.com

www.akdagmadeni.bel.tr

 Kopenhag, haziran 2020                                          

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments