ORTADOĞU DA EŞİTLİĞİN ESAMESİ BİLE OKUNMUYOR / Perihan Yoğurtçu

0
1.866 views

Gün, kararmaya yüz tutuğu vakitlerde kapatılır cezaevlerinin avluya açılan kapıları. Kapıyı kapatmaya gelen gardiyanlar tüm duygularını yansıtır adeta kapatığı kapıya”Gümmm…” Yaklaşık 8,cm olan avlunun duvarından düşen bir kuş yavrusu. Anne kuşun yavrusu için harcadığı çaba taktire şayandı. Ne esen rüzgarın üşüten serinliği, nede rüzgarın kuvveti dişi kuşun umurunda. Baba kuşla bir an önce yavrusunu kurtarmak için söz dalaşına girmiş cik,cik,cik. Vakit gecenin bir yarısına evirilmek üzere.

Dolunay tepeden usul usul şavkını da yanına alarak yerini gecenin ve gündüzün ahengiyle birbirinden ayrılacağı ana bırakıveriyor. Sessizliğe bürünen seher vakti dişi kuşun sesiyle bozuluyor. Sabahın ilk ışığıyla zindanın avlusuna düşen yavrusunu kurtarma telaşesi sarmış dişi kuşu. Tabi biz kadınlarda desteğimizi esirgemedik. Kestiğimiz beş kg su şişesini çekpasın sapına bağladığımız kuşun yavrusunu bu yarım şişenin içine bırakarak cezaevinin üst camından yukarıya kaldırma anında anne kuşun sevinci görülmeye değerdi.

Yavru kuşu sağsalim zindanın kiremitlerine bırakmak için en çok da Helin’le Gule çaba harcadı . Baba kuş ise izlemekle yetindiği yetmiyor, dişi kuşun verdiği mücadeleyi kendine mal etmeye çalışıyordu. Fakat anne kuş buna izin vermedi. Muhtemelen biz kadınların verdiği desteğin farkına varmış olacak ki baba kuşun baskısına aldırış bile etmedi. Dayanışmadan güç doğduğu ne kadar da apaçıktı. Yaşam içerisinde yaşanan olaylardan ve Kur’an daki kıssalardan hisse alması lazım insanın. Biz kadınların dişi kuşa verdiğimiz desteği görünce, beni düşündüren şu oldu. Dünden bugüne kadın haklarının savunucusuyuz diyen tüm kadın kurumları, kadının temel haklarını savunmada en eksik bırakılan nokta farklı düşünen kesimlerle dayanışmada ki eksikliği. Da ve farklılıkların zenginliğini açığa çıkaramayışımıza çok hayıflandım. Kadınların dişi kuş kadar cesaretlerini ortaya koyamadığı açıktır, ki yirmi birinci yüz yıldayız ve hala kadını bir nesne veya cinsel obje görmekten vazgeçmeyen bir algı hakimdir toplumda. İnsanoğlunun doğuşundan beri zulüm hep olagelmiştir. Adem”in oğullarından miras kalan kan dökme geleneği o günden bugüne değin sürdürülegelmiştir insanoğlu/kızı. Bu anlamsız ve bir o kadarda acımasız kültürü canlarını acıta, acıta çok ilginç bir şekilde gönülden bir bağlılıkla ve hala gurur duyularak sürdürülmektedir bu can yakan kültürü.

Halbuki Allah Habil ile Kabil kısasında iyi ve kötüyü örneklendirilmektedir. Kabil örneği zalimliktir değersizliktir ve sonucunda pişmanlık vardır. Habil örneğinde ise yeryüzünü rahata çevirmeyi huzur ve güzelliğin örnekliğini göstermiştir Allah. Ve fakat kendini islam alemi diye tabir eden bu aleme baktığımızda kabil örneğini yürekten bir benimseme olduğunu görmekteyiz. İslam ülkesiyiz diyen ülkelere şöyle bir bakın kul hakkı,adalet ve eşit şartların esamesi bile okunmuyor. Sınıfsallık ise hat safhada kıral ve hükümetleri. KARUN’i bir hayat sürdürürken, halkları mülteci! Halkın üzerinden varolanların evlerindeki altın klozetlerden ikişer tane satsalar bile neredeyse sınıfsallık ortadan kalkacaktır. Ancak halk kimin umurunda? Halkının iğne ucu değeri yoktur onlar için. Dalgaların kıyıya vurduğu cesetler mi? Önemli değil sadece nefes almayan birer nesnedir. Cesetlerin olması onlar için iyi bi şeydir bu şekilde var oluyorlar çünkü. Oysaki Hz Muhammed’in köle ve siyahi olan Bilal Habeşi’yi Ömere imam kılmasında ki amaç; hem sınıfsalığı, hem de ırkçılığı ortadan kaldrmaktı. Lakin ne varki İslam alemi(!) Hz Muhammed’in bu devrim niteliğindeki örneğini görmemek ve uygulamamakta ısrarlıdır. Bakara18 buraya bırakıyorum”Onlar sağırdır duymazlar kördür görmezler.” Allah kuluna çoğulculuğu vahyederken onlar ise halklara tekçiliği dayatır. Şunun altını kalın bir şekil de çizmek lazım “tekçilik islami değil nefsani bir hırstır.” Alemlerin sahibi olan Allah farklılıkların güzelliğini ortaya çıkarılmasını emreder Kul ise bu zenginliği yok etme çabasında. Allah’ın öğretilerinden daha çok kendi menfaatinin doğrultusunda zihinleri zincirleyip sorgulama bilinçlerini kırma çabasındalar ki sorgulanılmasınlar. Sorgulayan bir nefis özgürlüğe düşkün olur itaati kabul etmez zira. Modern çağın Müslümanları fikir üretme noktasında daha çok miras yedi pozisyonundlar, Zamanımızın alimlerinin Allah’ın ilkelerini toplumsallaştırmak için ne bir çabaları var, nede kaygıları. Önceki alimlerin araştırmalarıyla yetinmek, hele önceki alimlerin yorum ve bakış açılarıyla günümüze bakmak eksik ve siyah yamayı beyaz kumaşa diker gibi uyumsuz kalır. İslam dünyası diye tabir edilen bu dünyanın alimleri birleşip müslümanların içinde bulunduğu bu adaletsizliği, kul hakkına zerre itibar edilmeyen ve kur’an’a aykırı olan bu algıyı ortadan kaldırmaları için Kur’an’ın ilkelerine bağlı kalınarak kur’an ilkelerinin çerçevesinde yorumlamaları elzem olmuştur.

Bu içelleştirilmemiş yani iman edilmemiş sadece ezberlenmiş, Şekle ve sembollere tapınan ve özden uzaklaşmışlığı bertaraf etmek içi Kur’an’ın perspektini baz alarak İslam ülkelerindeki bu baskıcı ve zerre kul hakkına riayet edilmeyen algıyı olumluya çevirmelidir İslam alimleri.

Perihan Yoğurtçu

 

5 1 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments